yenidunyaogretisi.sitemynet.com

Anasayfam
ibret hikayeleri
makaleler
ögretimiz
sorularınız
TEPKİLERİMİZ
ziyaretcı defteri
oyun

makaleler


NASIL DÜŞÜNMELİ
Aklımıza gelen bütün düşünceler, bilinçli veya bilinçsiz olarak kendimize söylediğimiz her düşünce, elektriksel dürtülere çevrilir ve bunlar daha sonra zihinsel emirlere dönüşerek her an hissettiğimiz duyguları ve yaptığımız eylemleri elektriksel ve kimyasal olarak etkilemesi ve kontrol etmesi için beynimizdeki denetim merkezlerini yönetir.
Nasıl ki azgın bir köpeği görmek, beyine adrenalin salgılaması için bir emir oluyor, masum bir kediyi görmek merhamet ve acıma duygularını harekete geçiren başka bir emir oluyor, aynen bunun gibi düşüncemiz de beyin için zihinsel bir emre dönüşüyor. Örneğin sağlığınızda hiçbir sorun olmadığı halde birkaç kişi size “Hasta gibi görünüyorsun” derse siz de hasta olabileceğinizi düşünmeye başlarsınız. Bu düşünceniz elektriksel dürtülere dönüşecek ve beyninizi o yönde harekete geçirmiş olacaksınız. Büyük olasılıkla da çok geçmeden hastalığın ilk belirtileri vücudunuzda ortaya çıkacaktır. Nitekim tıp araştırmacıları tüm hastalıkların yüzde yetmiş beşinin kendi teşvikimizle olduğunu söylemektedirler.
“Başarısız, beceriksiz ve sakar” olduğunuzu düşünürseniz beyninizi ve sinir sisteminizi o yönde harekete geçirmiş olursunuz.
Sonuç olarak geçmişte şu veya bu şekilde hangi “düşünceleri” kendinize programladıysanız onlar sizinle ilgili her şeyi etkiliyor, yönetiyor ve kontrol ediyor. İnsanların büyük çoğunluğu kendilerini olumsuz olarak programladığı için yapabileceklerinden çok daha azı ile yetinmek zorunda kalmaktadırlar.
Peki bu olumsuz programlamayı nasıl değiştirebiliriz? Olumsuz düşünceleri en hızlı değiştirmenin yolu sık sık olumlu iç konuşma yapmaktır. Olumlu iç konuşmaya örnek olarak şunları verebiliriz.

Kendime Güveniyorum

Zorluklarla Mücadele etmeyi Severim

Daima Büyük Düşünürüm


Zamanı İyi Kullanırım

Her Zaman İyimserimdir

Başarılı Bir İnsan Olduğuma İnanıyorum

Başarısızlıklar Karşısında Yılmam

Hoş Görülü Bir İnsanım

Her Engeli Bir Fırsat Olarak Görürüm

Sorunlara Değil Çözümlere Odaklanırım

TÜM SORUNLARIN ANA KAYNAGI EGO NEDIR
önce anlaşılması gereken şey egonun ne olduğudur. Bir çocuk doğar.
Doğduğunda kendisi hakkında hiçbir bilinci, bilgisi yoktur. Ve bir çocuk
doğduğunda ilk olarak farkına vardığı şey kendisi değil diğeridir. Bu
doğaldır çünkü gözler dışa doğru açıktır, eller diğerlerine dokunur,
kulaklar başkalarını duyar, damak yiyecekleri tadar ve burun dışarıyı
koklar. Tüm bu duyular dışa doğru açıktır.
Doğmanın anlamı da budur. Doğumun anlamı bu dünyaya gelmektir, dışarının
dünyasına. Dolayısıyla da bir çocuk doğduğunda, bu dünyanın içine doğar.
Gözlerini açar ve diğerlerini görür. Diğer sen demeksin. Çocuk ilk önce
annesinin farkına varır. Daha sonra da yavaş yavaş kendi bedeninin farkına
varmaya başlar. Bu da aslında diğerdir ve de bu dünyaya aittir. Acıkır ve
bedenini hisseder; ihtiyacını giderdiğinde de bedenini unutur
Bir çocuk şöyle yetişir: Önce senin, ötekinin farkına varır ve sonraysa
seninle, ötekiyle kıyaslayarak yavaş yavaş kendisinin farkına varır.
Bu farkındalık yansıtılmış bir farkındalıktır. O kendisinin kim olduğunun
bilincinde değildir. O yalnızca annenin ve de onun kendisi hakkında ne
düşündğünün farkındadır. Eğer annesİ onu taktır ederse çocuk kendisi hakkında iyi
şeyler hisseder. İşte şimdi bir ego doğmuştur.
Takdir, sevgi, ilgi aracılığıyla iyi olduğunu, değerli olduğunu ve bir
önemi olduğunu hisseder
Bir merkez doğar
Yalnız bu merkez yansıtılmış bir merkezdir. Onun gerçek varlığı değildir.
Kendisinin kim olduğunu bilmez; yalnızca başkalarının kendisi hakkında ne
düşündüğünü bilir. Ve bu bir egodur; yansıma... başkalarının ne
düşündüğüdür. Şayet herkes onun bir işe yaramaz olduğunu düşünürse kimse
onu takdir etmez, ona gülümsemez. Böyle bir durumda da bir ego doğar:
Hastalıklı bir ego; üzgün, reddedilmiş, kendisini değersiz ve
diğerlerinden aşağıda hissederken incinmiş. Bu da bir egodur. Bu da bir
yansımadır.
Önce anne; ve anne başlangıçta tüm dünya demektir. Sonradan anneye
başkaları katılır ve dünya büyümeye başlar.Ve bu dünya büyüdükçe de ego
daha karmaşıklaşır çünkü birçok başka insanın daha görüşleri yansır
Ego biriktirilmiş bir olgudur, başkalarıyla yaşıyor olmanın bir yan
ürünüdür. Eğer bir çocuk tamamıyla yalnız yaşarsa, hiçbir zaman ego
geliştirmiyecektir. Ama bunun bir yararı olmaz. Bir hayvan gibi
kalacaktır. Hayır, böyle birşey onun gerçek kendi benliğini bileceği
anlamına gelmez.
Ego bir zorunluluktur çünkü gerçek olan ancak sahtesi aracılığıyla
anlaşılır. Kişi onun içerisinden geçip gitmelidir.
Gerçek yalnızca yanılsama sayesinde anlaşılır. Gerçek olanı doğrudan
bilemezsin. Öncelikle gerçek olmayanın ne olduğunu bilmek zorundasın. Önce
gerçek olmayanı tanımak zorundasın. Bu tanışıklık vasıtasıyla gerçeğin ne
olduğunu bilmek için yeterli hale gelirsin. Şayet sen sahteyi sahte olarak
bilirsen, gerçek üzerine gün gibi doğar.
Ego bir ihtiyaçtır; o toplumsal bir ihtiyaç, toplumsal bir yan üründür.
Toplum senin çevrendeki herşeydir - sen değil ama etrafındaki tüm
şeylerdir. Herşeyden seni çıkarttığındaki şeydir toplum. Ve herkes
yansıtır. Okula gidersin ve öğretmen senin kim olduğunu yansıtacaktır.
Diğer çocuklarla arkadaşlıkların olacak ve onlar senin kim olduğunu
yansıtacaklar. Adım adım herkes senin egona birşeyler katar ve herkes
egonu topluma problem oluşturmayacak hale getirmeye çalışır.
Onların derdi sen değil toplumdur
Onların önemsediği şey senin 'kendini bilen' insan haline gelmen değildir.
Onlar için önemli olan senin toplum denen mekanizmanın yararlı bir parçası
olmandır. Resmi bozmamalasın. Dolayısıyla da sana toplumla uyumlu bir ego
verirler. Sana ahlak öğretirler. Ahlak, sana topluma uyacağın bir ego
vermek anlamına gelir. Eğer sen ahlaklı değilsen, şurada ya da burda
uyumsuz olursun. Bu sebeple suçluları hapishanelere koyarız - hayır, yanlış
birşey yaptıklar için ya da onları hapse atmakla onların iyileşeceği için
falan değil! Sadece onlar uyumsuzdur. Onlar sorun üretirler. Onların sahip
oldukları türden egoları toplum onaylamaz. Şayet toplum onaylarsa her şey
iyidir.
Bir adam birisini öldürür: o bir katildir. <br>
Ve aynı adam savaş zamanında binlercesini öldürür: o muhteşem bir kahraman
haline gelir. Toplum cinayetten rahatsız olmaz ama cinayetin toplum için
işlenmesi gerekir.O zaman sorun kalmaz
Toplum ahlakı önemsemez.
Ahlak yalnızca senin topluma uyman demektir
Toplum savaştayken ahlak değişir.
Barış dönemindeyken toplumun başka ahlakı vardır
Ahlak toplumsal bir politikadır. Diplomatiktir. Tüm çocukların toplumla
uyumlu halde yetiştirilmesi şarttır ve her şey bu kadar basittir. Çünkü
toplumun ilgilendiği tek şey yararlı üyelerdir. Toplum senin kendini
bilmen gerekliliğiyle ilgili değildir
Toplum bir ego yaratır çünkü ego istenilen yönde kullanılabilir ve kontrol
altında tutulabilir. Kişinin öz benliğiyse hiçbir zaman kontrol edilip
kullanılamaz.
Çocuğun bir merkeze ihtiyacı vardır ve çocuk kendi merkezinin tamamıyla
farkında değildir. Toplum ona bir merkez verir ve çocuk ta azar azar
toplumun kendisine verdiği egonun kendi merkezi olduğuna ikna olur.
Bir çocuk eve döner - şayet sınıfta birinci olduysa tüm aile mutludur. Onu
kucaklayıp öper, omuzunuza alır dans edersin ve 'Ne güzel bir çocuk! Sen
bizim için gurur kaynağısın' dersin. Ona ayırt adilmesi güç bir ego
verirsin. Eğer çocuk eve utanç içinde, başarısız becerememiş, sınıfta
kalmış olarak gelirse ya da alt sıralarda kalmışsa - o zaman kimse onu
takdir etmez ve o da kendisini dışlanmış hisseder. Bir dahaki sefere daha
sıkı çalışacaktır çocuk çünkü merkezi sarsıntı hisse
Ego her zaman sarsıntıdadır, her zaman beslenmenin peşindedir, yani
birisinin takdir etmesi gerekir. Bu nedenledir ki sürekli ilgi talep edersın
Kim olduğun hakkında başkalarından fikir alırsın. Bu doğrudan bir deneyim degıldı
Senin kim olduğun hakkında edindiğin fikirler başkalarından gelir. Onlar
senin merkezini biçimlendirir. Bu merkez sahtedir çünkü sen kendine ait
gerçek merkezini taşımaktasın. O kimsenin karışamayacağı birşeydir. Kimse ona sekıl verem
Sen onunla beraber dogarsın
Bu demektir ki, senin iki merkezin vardır. Birisi varoluşun sana vermiş
olduğu, senin beraber geldiğin merkezdir. Bu gerçek öz benliğindir. Ve
diğeri, toplum tarafından yaratılmış olan merkez ise egodur. O sahte bir
şeydir - ve çok büyük bir kandırmacadır. Ego arcılığıyla toplum sen
kontrol etmektedir. Sen belli bir şekilde davranmak zorundasın çünkü
sadece o zaman toplum seni takdir eder. Belli bir tarzda yürümek, belli
bir şekilde kahkaha atmak; belli bir tarzı, ahlakı, formülü takip etmek
zorundasın. Ancak o zaman toplum seni takdir eder ve etmezse de egon
sarsılır. Ve egon sarsıldığında, kim olduğunu, nerede olduğunu bilmezsin.
Onu mümkün olduğunca derinden anlamaya çalış çünkü ondan kurtulmak
durumundasın. Ve ondan kurtulamazsan hiçbir zaman öz benliğine
ulaşamazsın. Çünkü sen merkeze bağımlı haldesin, hareket edemezsin ve öz
benliğine bakamazsın.
Ve, egonun parçalanacağı, kim olduğunu bilmeyeceğin, nereye gidiyor
olduğunu bilemeyeceğin, tüm sınırların eriyip gittiği geçici bir zaman
dilimi, bir aralık olacağını anımsa.
En basitinden aklın karışacak, bir kaos olacak
Bu kaos nedeniyle egonu kaybetmekten korkarsın. Fakat bu böyle olmak
zorundadır. Kişi kendi gerçek merkezine varmadan önce bu kaosun
içerisinden geçmek zorundadır.
Ve şayet cesursan, bu dönem kısa olacaktır
Eğer korkarsan ve tekrar egonun kucağına düşersen, yeniden onu ayarlamaya
başlarsan, işte o zaman çok çok uzun sürebilir; hayat zıyan edıle bılınır bilinir
Korkusuz, cesur olmak zorundasın.
Bilinmeyene adım atmalısın.
Bir süre tüm sınırlar kaybolacaktı
Bir süre başın dönece
Bir an için deprem olmuşçasına çok korkacak ve sarsılacaksın. Ama eğer
cesur olur, geri çekilmezsen sürekli bir şekilde egonun kucağına
düşmezsen, bir çok hayatların boyunca taşımakta olduğun gizli bir merkezin
vardır orada
Bu senin ruhun, benliğindir
Bir kez ona yakınlaştığında, her şey değişir, her şey yerine oturur
Egonun belli bir niteliği vardır - o canlı değildir. O plastikten yapılma
bir şeydir. Ve onu elde etmek çok kolaydır çünkü onu birileri verir. Senin
aramana gerek yoktur, arayışla bir ilgin yoktur. Bilinmeyenin peşinde bir
arayan haline gelmezsen, bir birey olamamışsın demektir bu. Sadece
kalabalığın bir bileşenisindir. Sadece bir kütlesin.
Gerçek bir merkeze sahip değilken nasıl bir birey olursun?
Ego birey değildir. Ego toplumsal bir olgudur - o toplumdur, sen değilsin.
Fakat o sana toplumda bir işlev verir, toplumda bir yer verir. Ve eğer sen
onunla yetinmeye devam edersen, kendi benliğini bulma fırsatını temelden
yitirmiş olursun.
İşte bu yüzden mutsuzsun.
Plastik bir hayatla nasıl mutlu olabilirsin ki?
Sahte bir yaşamla nasıl zevkli, huzurlu ve mutluluk içerisinde
olabilirsin? İşte o zaman da ego bir çok can sıkıntısı yaratır,
Sen onu göremezsin çünkü o senin kendi karanlığın. Ona göre ayarlandın.
Tüm mutsuzlukların ego aracılığıyla hayatına girdiğini fark ettin mi? O
seni mutlu kılmaz; sadece mutsuz yapar.
Ego cehennemdir.
Acı cektiğin zaman izleyip analiz etmeye çalış ve göreceksin ki, bir
yerlerde neden egodur. Ve ego acı çekmek için sebepler bulmaya devam eder.
Sen de herkes gibi bir egoistsindır. Bazıları yüzeydedir, çok belirgindir ve
onlar çok ta zor değildir. Bazılarıysa çok derinlerde ve zor farkedilirler
ve onlardır esas problemdir
Bu ego sürekli olarak başkalarıyla çatışma halinde belirir çünkü her ego
kendinden hiç emin değildir. Öyle olmak ta zorundadır - çünkü sahtedir.
Elinde hiç bir şey olmadığı halde var olduğunu düşünüyorsan, sorun
çıkacaktır.
Biri çıkar da "Sende hiç bir şey yok" derse, kavga başlar, çünkü sen de
bir şey olmadığını hissediyorsun. Diğerleri gerçeği fark etmeni sağlar.
Ego sahtedir, o hiç birşeydır
Bunu nasıl olur da bilemezsin? Mümkün değil! Bilinçli bir varlık - nasıl
olur da bu egonun sahte bir şey olduğunu bilemez? Ve birilere diyor ki,
hiç bir şey yok - ve birileri hiç bir şey yok dediğinde gerçeği söylerler
onlar; darbe yersin - ve hiç bir şey doğrular kadar çarpıcı olamaz.
Savunmak zorundasın çünkü savunmaszsan, savunmaya çekilmezsen, o zaman
nereye gideceksin
Kayıplara karışacaksın.
Kimliğin dağılacak.
Dolayısıyla savunacak ve savaşacaksın - çatışma budur işte.
Kendi benliğini bulmuş bir insan hiç bir zaman çatışmaz. Birileri onunla
çatışmaya gelse de, o kimseyle çatışma halinde değildir
Ego sürekli problem peşinde koşar. Neden? Çünkü kimse sana ilgi
göstermezse, ego acıkmış hisseder.
O ilgi ile yaşar
Dolayısıyla, birisi sana kızgın ve seninle kavga ediyorsa, bu bile iyidir
çünkü en azından ilgisi üzerindedir. Eğer birisi severse, iyidir. Eğer
kimse seni sevmiyorsa, o zaman kızgınlık bile iyi olacaktır. En azında
ilgi üzerinde olacaktır. Fakat, kimse sana hiç bir ilgi göstermezse, kimse
senin önemli birisi olduğunu düşünmezse, o zaman egonu nasıl
besleyeceksin?
Diğerlerinin ilgisine ihtiyaç vardır.
Milyonlarca şekilde insanların ilgisini çekersin; belli bir tarzda
giyinirsin, güzel görünmeye çalışırsın, çok kibar olursun, roller
edinirsin, değişirsin. Ne tür koşulların geçerli olduğunu sezinlediğinde ,
hemen insanların sana ilgi göstereceği yönde değişiverirsin.
Bu çok derinden bir dilenciliktir
Gerçek bir dilenci ilgi arayan ve talep eden kişidir. Ve gerçek imparator
da kendi içinde yaşayandır; onun kendi merkezi vardır, başka kimseye
bağımlı değildir.
Ya sen; şayet eşin kaçar, seni boşar, başka birisine giderse tamamıyla
dağılırsın - çünkü o sana ilgi gösteriyordu, özen gösteriyor, seviyor,
etrafında dolaşıyor, senin kendini birisi olarak hissetmene yardım
ediyordu. Tüm imparatorluğun kayboldu, sen dağılıverdin. İntihar ertmeyi
bile düşünmeye başlarsın. Neden? Neden karın seni terk edince intihar
edesin? ? Neden kocan seni terk edince intihar edesin? Çünkü kendine ait
bir merkezin yok. Karın sana merkezi veriyordu; kocan sana merkezi
veriyordu.
İnsanlar bu şekilde varolurlar. Böylelikle insanlar başkalarına bağımlı
hale gelir. O çok derinden bir köleliktir. Ego bir köle olmak ZORUNDADIR.
O başkalarına bağımlıdır. Ve sadece egosu olmayan kişi ilk defa olarak
efendidir; artık o bir köle değildir. Bunu anlamaya çalış.
Ve egoyu kendi içinde aramaya başla - başkalarında değil, bu senin işin
değildir
Kendini ne zaman mutsuz hissedecek olursan hemen gözlerini kapa, bu
mutsuzluğun nereden gelmekte olduğunu bulmaya çalış ve her seferinde
göreceksin ki, sahte merkezin başka biriyle çatışmakta
Sen bir şey umdun ve gerçekleşmedi
Sen bir şey bekledin ve tam tersi oldu - egon sarsıldı, mutsuzsun.
Yalnızca bak; ne zaman mutsuz olursan, neden olduğunu bulmaya çalış.
Sebepler senin dışında değil. Temel neden içindedir - ama sen her zaman
dışarı bakarsın, her zaman sorarsın
Beni kim mutsuz ediyo
Benim kızgınlığımın sebebi kim?
Ben kim hayata küstürüyor?
Ve dışarı bakarsan göremezsi
Sadece gözlerini kapa ve her seferinde içe bak.
Tüm mutsuzluğunun, kızgınlığının, can sıkıntının kaynağı sende, egonda
gizli.
Ve kaynağı bulursan, onun ötesine geçmen kolaylaşacaktır. Eğer senin
başına dert açan şeyin kendi egon oldduğunu görebilirsen, ondan kurtulmayı
tercih edersin - çünkü hiç kimse mutsuzluğunun kaynağını anlayacak
olduktan sonra onu taşıyamaz.
Ve şunu unutma ki, egodan vazgeçmen için bir neden yoktur.
Ondan vazgeçemezsin. Ondan kurtulmaya çalışırsan, "Alçak gönüllü oldum"
diyen, daha zor farkedilen türden bir egon olacaktır.
Alçak gönüllü olmaya çalışma. Bu kendini gizleyen bir egodur - ama ölü degildir
Alçak gönüllü olmaya çalışma. Alçak gönüllü olmayı kimse deneyemez, ve
kimse kendi çabasıyla alçak gönüllülüğü yaratamaz, asla! Ego ortadan
kaybolunca, alçak gönüllülük sana gelir. O yaratılan bir şey değildir. O
gerçek merkezin gölgesidir
Ve gerçekten alçak gönüllü bir adam ne alçak gönüllüdür ne de bencil.
O sadece basitti
Hatta alçak gönüllü olduğunun bile farkında değildir.
Eğer alçak gönüllü olduğunun farkındaysan, orada ego vardır.
Alçak gönüllü kimselere bak…Kendilerinin gerçekten alçak gönüllü olduğunu
düşünen milyonlarca insan vardır. Yerlere kadar eğilirler ama izle onları
- en sofistike egoistlerdir onlar. Artık onların besinlerinin kaynağı
alçak gönüllüktür. "Ben alçak gönüllüyüm" derler ve sonra da sana bakıp
senin onları takdir etmeni beklerler.
Senin onlara "Sen gerçekten alçak gönüllüsün" demeni isterler. "Aslında
sen dünyanın en alçak gönüllü kişisisin; hiç kimse senin kadar alçak
gönüllü değil". Sonra da yüzlerine gelen gülümsemeye bak
İşte ego böyle çalışır. Çok zor farkedilir. Onun çalışması çok kurnazca ve
derindendir, çok çok uyanık olmalısın ancak o zaman onu görebilirsin.
Alçak gönüllü olmaya çalışma. Yalnızca tüm mutsuzlukların, acıların ego
yoluyla geldiğini görmeye çalış.
Sadece izle. Vazgeçmene gerek yok
Ondan vazgeçemezsin. Kim vazgeçecek ondan? O zaman da vazgeçenin kendisi
egoya dönüşecektir. Her zaman geri dönecektir.
Her ne yapıyorsan yap, dışında kal ve bak, izle.
Ne yaparsan yap - alçak gönüllülük, mütavazilik, basitlik - hiç birisi
yardımcı olmaz. Mümkün olan sadece birşey vardır, o da tüm mutsuzluğunun
kaynağının ego olduğunu izlemektir. Onu söyleme. Tekrar etme - İZLE. Çünkü
ben onun tüm mutsuzluklarınızın kaynağı olduğunu söylersem ve sen de bunu
tekrar edersen yararsız olur bu. SEN bu anlayışa gelmek zorundasın. Her
mutsuz olduğunda yalnızca gözlerini kapa ve dışardan nedenler arama. Bu
mutsuzluğun nereden kaynaklandığını görmeye çalış. O senin kendi
egondu
Eğer sürekli olarak egonun esas kaynak olduğunu anlar ve hissedecek
olursan, bu derinlerde kök salar ve egonun bir gün onun ortadan
kayboluverdiğini görürsün. Kimse ondan kurtulmaz
Onu öylece görürsün; ortadan kayboluverir çünkü herşeyin kaynağının ego
olmasının anlaşılması demek ondan kurtulmak demektir. BUNU ANLAMAK DEMEK
EGONUN KAYBOLMASI DEMEKTİ
Ve sen egoyu başkalarında görmek hususunda çok kurnazsın. Her hangi birisi
başka birinin egosunu görebilir. Kendininkine sıra geldiğindeyse, işte o
zaman sorunlar ortaya çıkar - çünkü araziyi bilmiyorsun, orada hiç
gezinmedin ki.
Nihai olana, olana giden yolun tümü, egonun bu zorlu arazisinden
geçmek zorundadır. Sahte olanın sahteliği anlaşılmak zorundadır.
Mutsuzluğun kaynağı olan, mutsuzluğun kaynağı olarak anlaşılmalı - o zaman
ortadan kalkıverir.
Onun zehir olduğunu bildiğin zaman kaybolur. Bunun cehennem olduğunu anladığında yokolur.
Ve işte o zamandır ki, bir daha hiç "Egodan vazgeçtim" demezsin. O zaman
herşeye, tüm mutsuzluklarının yaratıcısının kendin olduğu şakasına gülmek
dışında hiç birşey yapamazsın bazı cocuklara bakıyorum. Bir keresınde logolarla
bir ev yapıyordu. yaptığı duvarlarınortasında oturuyordu. bir an geliyor; her tarafını duvarlarla
kapatıp Sonra da "İmdat, imdat" diye bağıryordu
Herşeyi kendisi yaptı! Şimdi de onlarla çevrelendi, hapsoldu. Bu çok
çocukça ama senin de tüm yaptığın bu işte. Kendi çevrene bir ev inşa ettin
ve şimdi de "İmdat, imdat" diye bağırıyorsun. Ve mutsuzluğun milyonlarca
kez çoğaldı - çünkü seninle aynı teknede olan yardımcıların var.
Problem katmerlenir çünkü aynı teknede olan yardımcılar
yardım etmek isterler çünkü birisine yardım ettiğinde egosunu çok çok iyi
hisseder - çünkü sen binlerce insana yardım eden büyük bir yardımcı, büyük bı guru ve herneyse o olursun
Ne kadar çok insan seni izlerse, kendini o kadar iyi hissedersin.
Fakat sen de aynı teknedesin, yardım edemezsi
Daha çok zaran dokunur.
Hala kendi sorunları olan birisinin başkalarına pek yararı
dokunamaz.Yalnızca kendi sorunları olmayan birisinin sana yararı
dokunabilir. Ancak o zaman senin içini görebilecek netlik vardır. Hiçbir
soruna sahip olmayan bir zihin seni görebilir; sen saydamlaşırsın.
Sorunları olmayan bir zihin kendi içinden görebilir; bu nedenledir ki,
başkalarının içini görebilme yeteneğine ulaşır.
…Kişinin kendi egosunu görmesi zordur
Başkalarının egosunu görmekse çok kolaydır. Fakat önemli olan bu değildir,
onlara yardım edemezsin
Sen kendi egonu görmeye çalış.
Sadece izle
Ondan kurtulmak için aceleci olma, sadece izle. Ne kadar izlersen, o kadar
yeterli hale gelirsin. Bir gün aniden görüverirsin ki, kendiliğinden
kaybolmuş. Ve aslında sadece kendiliğinden olduğunda kaybolmuş olur. Başka
bir yolu yoktur. Olgunluğuna erişmeden ondan kurtulamazsın
Kuru bir yaprak gibi düşer
Ağaç hiç bir şey yapmaz - hafif bir meltem, bir şeyler olur ve ölü yaprak
öylece düşer. Hatta ağaç yaprağın düştüğünün farkına bile varmaz. O ses
çıkarmaz, bir şey idda etmez, hiçbir şey yapmaz.
Kurumuş yaprak öylece yere düşer ve dağılır hepsi bu
Bilinç ve anlayış yoluyla olgunlaştığında ve egonun tüm mutsuzluklarının
nedeni olduğunu derinden hissettiğinde, bir gün aniden, kurumuş yaprağın
düşmekte olduğunu göreceksin
O yere ulaşır ve kendi kendine ölür. Sen hiç bir şey yapmadın dolayısıyla
ondan kendinin kurtulduğunu idda edemezsin. Onun kayboluverdiğini görürsün
ve gerçek merkez ortaya çıkar.
Ve gerçek merkez ruhtur, benliğindir, gerçekliktir ya da onu
nasıl adlandırmak istersen odur
Ego hep yüksek dağları ister, küçük tepelerde rahat etmez. Hatta, bu
bir eziyet olsa dahi, o bir tepecik değil Everest olmalıdır. Mutsuzluk,
perişanlık sıradan olmamalıdır. Ego, sefaletinizin de olağanüstü olmasını
arzular
İnsanlar sebepsiz yere büyük problemler yaratmaya devam ediyorlar. Bugüne
kadar binlerce insanla onların problemleri üzerinde konuştum ve gerçek bir
sorunla henüz karşılaşmadım. Tüm problemler yapmacık, uydurma -onlar
olmadan kendini bomboş hissettiğinden, onları sen yaratıyorsun. Onlarsız
yapacak bir şeyin yok, kavga edecek biri, gidecek bir yer yok. bir ustadan diğerine, bir psikiyatristten diğerine, bir gruptan
diğerine... Aksi halde kendini boşlukta hisseder aniden hayatın
anlamsızlaştığını görürsün. Hayatın nasıl zor birşey olduğunu, büyüdüğünü
hissetmek için sürekli problemler yaratır ve onlarla ölesiye mücadeleye
girişirsin.
Ego sadece mücadelenin olduğu yerde vardır -bunu hatırla; sadece kavga
ederken. Şayet sana"Gidip üç sinek öldür, aydınlanacaksın" desem, bana
asla inanmazsın: "Üç sinek ! Bu kadar kolay olmamalı. Bu akılcı
görünmüyor... Halbuki "yediyüz aslan öldürün" demiş olsam, bundan çok daha
fazla hoşlanırdın. Daha büyük problem, daha büyük mücadele... ki bu
mücadele yoluyla egon büyür, yükseklere süzülür... Sen problemleri
yaratırsın. Problemler mevcut değildir ve psikanalistler ve gurular -onlar çok mutlular, çünki tüm
ticaretleri sadece sana bağlı. Sen bir hiçten tepeler yaratıp, sonrada bu
tepeleri yüksek dağlara dönüştürmesen, sana yardım edecek olan gurunun
işlevi ne olacaktı? Önce yardım alabilecek bir şekle gelmelisin
Gerçek ustalar ise başka bir şey söylerler. Onlar "Lütfen ne yaptığına
bir bak, yaptıklarının anlamsızlığına bir bak. Önce bir problem yaratıyor,
sonra ona çözüm arayışlarına girişiyorsun. Sadece neden bu problemleri
yarattığına bak, işin en başı; problemi oluşturmaya başladığın nokta
çözümün ta kendisidir – yani onu hiç yaratmamak" derler. Ancak bu sana
hiç hitap etmeyecektir.
cunku egon buyuk seyler ıstıycektır aydınlanma bu kadar kolay olmamalıdır dıye dusuneceksın
Senin hiçbir sorunun yok; sadece bu anlaşılmalıdır. Çünkü bunu anladığın
anda yaratıcısı olduğun tüm problemlerinden sıyrılabilirsin. Onlara başka
bir şekilde bak, daha derinden bir bakış onları küçültecektir. Bakmaya
devam et, onlar da azar azar yok olmaya başlıyacaklardır.Gözünü dikip
bakmaya devam edersen ansızın orada hiçbir şey olmadığını göreceksin.
Sadece boşluk... seni saran hoş bir boşluk. Yapacak bir şey yok, olacak
bir şey yok çünkü zaten sen o'sun.
Aydınlanma başarılması gereken bir şey değildir, o sadece yaşanılacak
birşeydir. Ben sana “aydınlanmayı başardım” dediğimde kastettiğim şey onu
yaşamaya karar vermiş olduğumdur. Artık tamam! Ve o andan itibaren onu
yaşamaya başlarım. O, artık problem yaratmakla ilgilenmemeye karar
vermektir, hepsi bu kadar! O artık anlamsız problemler ve çözümleriyle
uğraşmaya son vermektir.
Tüm bu anlamsız işler seninn kendinle oynadığın bir oyundur. Sen kendin
saklanıyor ve sen kendin arıyorsun, her iki taraf da sensin. Ve bunu bil!
Bunu söylediğimde gülme, bu gülünç bir şey değil, onu anla! Bu senin kendi
oyunun, kendin saklanıyor ve yine kendinden, kendini arayıp bulmasını
bekliyorsun
Kendinizi hemen şimdi bulabilirsin çünkü saklanan sensın
Kendine gereksiz sorunlar yaratma. Onları nasıl büyüttüğünü, onları topaç
gibi nasıl daha hızlı, daha hızlı çevirdiğini anlamak seni
aydınlatacaktır. Ve ansızın tüm mutsuzluklarının üstüne çıkacaksın.
Dünyanın tüm şefkatiyle birlikte...
Ego problemler ister. Şayet bunu bir anlarsan, bir kez derinden kavrarsan
dağlar önce tepeciklere dönüşüp sonra da tamamen yok olacaklardır. Ve
aniden bir boşluk oluşur; her yandan katıksız bir boşluk. Bu aydınlanmanın
ne olduğudur - hiçbir problem olmadığının derinden anlaşılması. Çözülecek
bir problem olmadan ne yapacaksın? Hemen yaşamaya başlarsın. Yiyeceksin,
uyuyacaksın, seveceksin, sohbet edeceksin, şarkı söyleyeceksin, dans
edeceksin
tekrar tekrar hatırla ki, her ne zaman kendini bir problem yaratırken
yakalarsan, onu bırak Basit olan insanın egosu için bir meydan okuma değildir; zor olan bir
meydan okumadır; imkânsız olan ise gerçekten muazzam bir meydan okumadır.
Ne kadar büyük bir egonun olduğu, kabul ettiğin meydan okumadan, hırsından
anlaşılabilir; o ölçülebilir. Ancak, basit olan ego için cazip değildir,
basit olan ego için ölümdur
Psikolojin tamamı egoyu daha da güçlendirmek üzerine inşa edilmiştir. Şu
—psikologlar— dahi insanın güçlü bir egoya ihtiyaç duyduğu
üzerinde durur. Bu yüzden eğitim ödül ve ceza aracılığıyla seni
hırslandıran, seni belirli bir yöne sürükleyen bir programdır. Anne-baban
ta en başından beridir senden çok fazla şeyler bekliyor. Belki de onlara
bir Büyük İskender doğduğunu yahut kızlarının Kleopatra’nın yeniden vücut
bulmuş halinden başkası olmadığı düşünüyorlardır. Anne-babalan en başından
beridir kendini kanıtlayamadığın sürece bir işe yaramaz olduğun şeklinde
koşullandırır seni. Basit adamın bir budala olduğu düşünülü
Basit insan bugüne kadar insan toplumunun amacı olmamıştır. Ve basit insan
amaç olamaz çünkü sen basit doğdun! Her çocuk basittir, sadece temiz bir
sayfadır. Sonradan anne-baba bu sayfaya; onun ne olması gerektiğini
yazmaya başlar. Sonrasında öğretmenler, liderler; onların
hepsi ısrarla senin birisi haline gelmen üzerinde durur: yoksa hayatını
boşa harcamışsındır. Doğru olansa tam tersidir. Sen bir varlıksın. Başka
hiç kimse olmana gerek yokkk

dunyanın sıyaset i nasıl olmalı üzerine makale

tum ınsanlar zengın olmadan gercek bır zenginlik olmaz tüm dunya mutlu olmadan gercek mutluluk olmaz bu cumleler ınsanlara hayalperestlık gıbı gorunebılır ama cocuksu bı soz degıl bu cumlenın ardında ölüm yatıyor gercek bır kanlı ölum tarıh boyunca ınsanlar ıcın ayıp olanlar toplumlar ıcın gereklı oldu bır ınsanın etrafının cıkarlarını dusunmeden sadece kendını dusunmesı ayıp sayılırken ama bunu toplumun yapması dogal karsılandı artık iki yuslulugu bırakmalıyız baska toplumları dusunmeden hatta onların canını yakarak fakır ve mutsuz yaparak zengınlesmeye calışmak toplumun hakkı degıldır ınsanlık hıc degıldır baskalarının neler cektıgını dusunmeden zengınlesebılırsın ama bu zengınlık basının belası olur fakırler aclar cevrenı kusatmaya baslar kendı evınde bıle huzurlu yasayamaz olursun cunku artık dunyanın her yanı komsun oldu teknolojıyle eskısı gıbı zengın kendı evınde huzurlu fakır kendı evınde ac degıl artık mesafeler azaldıkca zengınle fakır arasındakı keskınlık gıttıkce ortaya cıkıyor ve o fakırler sılahla bombayla gelıyor terorun arkasında tabı bır suru asallık neden var devlet polıtıkası olarak bırbırlerını gucsezlıstırmek yada baska hesapları olanlar var ama en buyuk etken fakırlık esıtsızlıktır hakkarıde bugun ınsanlar ac uyurken sen ıstanbulda guvende olamazsın bencılligi bırakalım sen sadece turkun amerıkalının cınlının cıkarını dusunursen baskasının cıkarlarına aldırmazsan bırılerı cıkarlarını mutluluklarını kaybedecek demektır mutsuzlar gelıp kapını calar fakırlerı denetım altında tutmak ıcın harcanan paralar ordaulara sılahlara harcanan para huzuru getırmıyor anlayın artık dunya halkları sılahlar guvensızlıgı artırmaktan acıdan baska bısey getırmıyor ben burada mutluyum o orada surunsun anlayısı kanlı bıtıyor hem para huzurlu bı sekılde harcanmadıktan sonra neye yarar dunyanın hangı alısverısıne guvenle gırılıyor hangınız evınızden sabah cıktıgınızda evınıze doncegınızden emınsınız bencıllıgı bırakın artık bızler onlar anlayısını kaldıralım artık bız onlar ayrımıyla yıllardırınsanlar bırbırıne dusman oldu hayat bu ayrımı ortadan kaldırıyor hayatın gerceklerıne karsı cıkmak ölum getırıyor bızler onları bırakalım bız olalım

SEVGI EVLILIK ÜZERİNE
Evlilik sevgiyi ölduremes
Evet, sevgi evlilik içinde tahrip edilir ancak evlilik tarafından değil, senin tarafından. Sevgi, karı-kocalar tarafından öldürülür. Onu yok edersin çünkü sevginin ne demek olduğunu bilmiyorsun. Sen sadece onu biliyormuş gibi yapıyorsun, sadece bilmiş olmayı umut ediyorsun, bildiğini hayal ediyorsun ancak sevgi nedir bilmiyorsun. Sevgi öğrenilmelidir -işte en büyük hüner buradadır
Ortada sadece tuval, fırça ve boyalar var diye birden resim yapmaya başlıyamazsın.
Sen bir kadın ile karşılaşırsın -ve tuval oradadır. Aniden bir sevgili olur ve onu boyamaya başlarsın. Ve o da seni boyamaya başlar. Şüphesiz, her ikiniz de sonuçta yaptığının saçmalığını er ya da geç anlarsın - Sen hiçbir zaman aşkın bir sanat olduğunu düşünmedin. Sen bu sanat ile birlikte doğmadın, onu doğumunla birlikte getirmedin. Onu öğrenmelisin. Sevgi, en fazla maharet gerektiren, en zor sanattır.
Sen sadece bir yetenekle dogdun
Sevgi çok daha zor bir şeydir. O başka biriyle dans etmektir. Diğerinin de dansın ne olduğunu bilmesi gerekir. Başka birisiyle uyuşmak büyük sanattır. İki insan arasında bir armoni yaratabilmek... iki insan iki farklı dünya demektir. Ve bu iki dünya birbirlerine yaklaştıklarında aralarında bir uyum oluşmazsa büyük gürültü kopacaktır. Ve mutluluk, sağlık ve uyum hep bu sevgiden ortaya çıkar. Sevmeyi öğren. Evlenmek için acele etme, önce sevmeyi öğren. Önce büyük bir sevgili ol.
Bunun için ne yapmak lazım? İlk şart olarak bir sevgili her zaman sevgisini vermeye hazırdır ve karşılık görüp görmemek onu hiç mi hiç rahatsız etmez. Sevgi her zaman geri dönecektir, bu onun doğasıdır. O tıpkı senin dağlara gidip yüksek sesle şarkı söylemen ve vadilerin de sana cevap vermesi gibidir. Sen bağırırsan vadiler de bağırır ya da şarkı söylersen onlar da şarkı söyler. Her yürek bir vadidir. Eğer ona sevgi dökersen o da size aynı şekilde cevap verir.
Sevginin ilk dersi onu talep etmemektir. Verici ol.
İnsanlar ise bunun tam aksini yaparlar. Hatta verdiklerinde bile çoğunlukla bunun arkasında, aşkın geri döneceğine, dönmesi gerekliliğine dair bir düşünce vardır. Bu bir ticarettir. Onlar paylaşmıyorlar, onlar özgürce paylaşamıyorlar. Ancak koşullu olarak paylaşabiliyorlar. Gözlerinin bir ucuyla hep onun geri gelip gelmediğine bakıyorlar. insanlar... sevginin en doğal işlevini bilmiyorlar. Sen sadece akıtırsın, o geri döner.
Şayet geri dönmüyorsa, yine de sevmenin mutluluk olduğunu bilen gerçek bir sevgili için kaygılanacak hiçbir şey yoktur. Gelirse iyidir, mutluluk katlanır ancak hiçbir zaman gelmeyecekse sevginin gerçek doğası içinde öylesine mutlu ve öylesine huzur içinde olursun ki bu da seni asla rahatsız edemez.
Sevginin kendine özgü bir mutluluğu vardır. Sevdiğinde o olur. Sonuçlar için hiç beklemeniz gerekmez. Sadece sevmeye başlaman yeter. Zamanla çok çok daha fazla sevginin sana geldiğini göreceksin. Sevmenin ne olduğu sadece severek öğrenilebilir. Yüzmenin yüzerek öğrenildiği gibi.
İnsanlar son derece pasıfler. Sevmek için o en yüce sevgilinin gelmesini bekliyorlar. Kapalı kalıyorlar, bir kenara çekilmiş duruyorlar. Sadece bekliyorlar. Bir yerlerden bir Kleopatra çıkıp gelecek ve ancak o zaman kalplerini açacaklar... ki o zamana kadar da onu nasıl açacaklarını zaten unutmuş olacaklar.
Hiç bir sevgi fırsatını kaçırma. Sokaklarda yürürken bile sevebilirsin. Kimseye birşeyler vermen de gerekmez, sadece gülümse yeter. Onun bir maliyeti yoktur, içten bir gülümseme kalbini açar, kalbini daha canlı yapar. Doğru insanla karşılaşınca seveceğim diye bekleme. O zaman hiçbir zaman gelmeyecektir. Sevmeye devam et. Daha fazla sevdikçe doğru insanla karşılaşma için ihtimaller de artacaktır çünkü kalbin bir çiçek gibi açmaya başlıyacaktır. Ve çiçekler açan bir kalp de, kendisine daha fazla arı, daha fazla sevgili çekecektir.
En önce herkesin halihazırda bir sevgili olabileceği gibi çok yanlış izlenimin var. Bir kere doğmuş olmakla bir sevgili olabileceğini sanıyorsun. Bu kadar kolay değil. Evet bir potansiyel var ancak bu potansiyelin disipline edilmesi, doğru yönlendirilip doğru eğitilmesi gerekir. Bir tohum vardır ancak ona çiçek açtırılmalıdır.
Sen tohumu taşımaya devam ediyorsun ancak bu halde hiçbir arı gelmeyecektir. Sen hiç tohuma gelen bir arı gördün mü? Onlar ancak tohum çiçek açtığında gelirler. Çiçeklen, bir tohum olarak kalma.
Ayrı ayrı mutsuz olan iki insan biraraya geldiklerinde çok daha fazla mutsuzluk yaratırlar. Bu matematikseldir. Sen mutsuzdun ve karın da mutsuzdu ve ikinizde bir araya gelerek mutlu olabileceğinizi umuyordunuz. Bu son derece sıradan bir matematik işlemidir; iki artı iki dört eder. Bu kadar basit işte. Bu hiçbir yüksek bilgi gerektirmez, çok sıradan, çok kolay, parmaklarınla da sayabilirsin. Siz her ikiniz de daha mutsuz olacaksınız.
Flört etmek başka birşeydir. Flörte güvenme. Aslında evlenmeden önce flört etmeyi bırak. Benim önerim evliliğin balayından sonra olmasıdır, asla daha önce değil. Eğer balayında herşey yolunda giderse ancak ondan sonra evlenilmeli.
Evlilikten sonra yapılan balayı son derece tehlikelidir. Bildiğim kadarıyla evliliklerin yüzde doksan dokuzu balayının bitimiyle birlikte biter. Ancak artık yakalanmış olduğundan kaçacağın pek bir yer yoktur. Tüm toplum, kanunlar, yargı -herşey karını terkedersen ya da o seni terkederse karşına çıkar. Bütün ahlak kuralları herkes sana karşıdır. Aslında toplumlar evliliğe giden yolda tüm engellemeleri koyup boşanmada tümünü kaldırmalı. Toplum insanların bu denli kolay evlenebilmesine izin vermemeli. Mahkemeler engellemeler koymalı -mesela evlilikten önce en az iki yıl birlikte yaşamayı şart koşmalı.
Şimdi ise olan bunun tam tersi. Evlenmek istediğinde kimse sana hazır olup olmadığını yada bunun geçici bir heves olup olmadığını bile kımse sormaz
İki insanın evlilik öncesinde birbirlerini yeterince tanımalarına mutlaka fırsat verilmelidir. Daha önce evlenmeleri engellenmelidir. Ancak o zaman boşanmalar dünya yüzünden tamamen yokolur. Boşanmalar yanlış ve zoraki evlilikler yüzünden vardır. Evliliklerin romantik bir ruh haliyle yapıldığı için vardır.
Eğer bir şairsen romantik duygular iyidir... ve şairlerden iyi bir eş olduğu da henüz görülmemiştir. Gerçekten de şairlerin hemen tamamına yakını bekardır. Gelişigüzel ilişkilere girerler ancak asla yakalanmazlar ve böylelikledir ki romantizmleri hep canlı kalır. Şiirler yazmaya, çok güzel şiirler yazmaya devam ederler. Şairane bir ruh hali içindeyken asla evlenilmemelidir.Düzyazı halinizin gelmesini bekleyin, durulun. Günlük hayat şiirden çok düzyazıya benzer. Yeterince olgunlaşmalısın. Hayatı anlar, hayatın sorumluluklarını anlar, başka bir insanla birlikte yaşamanın sorunlarını anlar. Tüm bu güçlükleri görür, onları kabul eder ve hala o insanla birlikte yaşamak isteyip istemediğine karar verir. Her tarafı güllerle çevrili bir cenneti umut etmez. Saçmalıkları umut etmez, gerçeğin pürüzlü ve sert yollarda olduğunu bilir. Güller vardır ancak çok daha fazla da diken vardır.bunarı bılerek
Tüm bu problemlerin farkında olarak hala o insanla birlikte olmanın bu risk ve zahmete değeceğini düşünüyorsan, o zaman evlen. Bu taktirde evlilik sevgiyi öldürmeyecektir çünkü bu sevgi gerçekçidir. Evlilik sadece romantik aşkı öldürebilir. Ve bu insanların çocuksu sevgi dedikleri şeydir. Ona asla güvenme. Onu sürekli bir besin olarak düşünme. Belki dondurmaya benzetilebilir. Bazen yenilebilir ancak asla yeterli değildir. Hayat daha gerçekçi olmalıdır.
Evliliğin kendisi asla herhangi birşeyi tahrip etmez. Evlilik sadece sende saklı olanı açığa çıkartır, dışarı çıkarır. Şayet sevgi bir gösteriş, bir yem ise er yada geç yok olmak zorundadır. Ardından gerçekler, çirkin yüzler ortaya dökülür. Evlilik sadece bir fırsat yaratır, sahip olduğun herşeyin ortaya dökülmesi için iyi bir fırsat.
Sevgi evlilik tarafından yok edilir demiyorum. Sevgi, onun ne olduğunu bilmeyen insanlar tarafından yok edilir diyorum. Sevgi yok edilir çünkü gerçekte zaten hiç olmadı. Bir rüya görüyordun ve gerçekler bu rüyayı yok etti. Diğer yandan sevgi sonsuz, ebedi bir şeydir. Büyürsen, bu sanatı öğrenerek büyürsen, sevgi ve hayatı tüm gerçeklikleriyle kabul edebilirsen, o da her geçen gün biraz daha büyüyecektir. Ve evlilik de, sevgi içinde büyümek için muazzam bir fırsat olacaktır.
Sevgiyi yok edebilecek hiçbir şey yoktur. Eğer gerçekten orada ise ve büyümeye devam ediyorsa. Fakat öyle sanıyorum ki, ilk elde o zaten orada değildi. Sen kendini yanlış anladın, orada olan daha başka bir şeydi. Belki seks oradaydı, cinsel cazibeler oradaydı. Bir kadını ya da adamı gerçekten sevdiğinde cinsel çekim yokolur, çünkü o sadece bilinmeyene karşı duyulur. Birlikte olunduğunda bir süre sonra bu çekicilik kaybolur ve sevgi denilen sadece bunun üzerindeyse arada hiçbir bağ kalmaz. Sevgiyi asla başka birşey ile karıştırma. O sevgi ise, sadece sevgidir.
Peki, gerçek sevgi derken neyi kastediyorum? Kastettiğim şey, sevdiğinin sadece orada olmasından duyulan ani mutluluktur, sadece birlikte olmanın getirdiği huzur halidir, sadece birlikte olmanın kalbinin en derinliklerinde bir yerleri doldurmasıdır.. yüreğinde birşeyin şarkı söylemeye başlamasıdır, armoninin kollarında olmandır. Ne zaman bu birliktelikle birlikte daha fazla birey olursun, daha fazla merkezinizde olur ve yere daha sağlam basarsın, işte o zaman bu gerçek sevgidir.
Sevgi bir tutku değildir, sevgi bir duygu değildir. Sevgi, birisinin bir şekilde seni tamamladığının çok derinden anlaşılmasıdır. Birisinin seni tam bir daire haline getirmesi. Diğerinin varlığının senin varlığını arttırması. Sevgi, kendinolman için sana özgürlük verir, o asla sahiplenme değildir.
İzle. Asla seksi sevgi olarak düşünme aksi taktirde fena yanılırsın. Uyanık ol ve ne zaman ki birisinin varlığı, sadece varlığı - başka hiçbir şey değil, başka hiç bir şeye ihtiyaç olmadan, hiç bir soru olmadan sadece varlığı senin mutlu olman için yeterli ise... birşeyler içinde çiçek açmaya başlar, binbir tomurcuk patlarsa... o zaman seviyorsundur ve ancak o zaman gerçeğin yarattığı tüm güçlükleri göğüsleyebilirsin. Birçok acı, birçok kaygı - onları geçip gidebilirsin ve sevgin hep daha fazla, daha fazla çiçek açmaya devam edecektir. Çünkü şartlar seni daha da cesur yapacaktır. Ve tüm bunların üstesinden gelirken sevgin de çok daha güçlü olacaktır.
Sevgi sonsuzluktur. Şayet orada ise, büyümeye devam edecektir. Sevginin bir başı vardır, ancak bir sonu asla yoktur

ılışkınızın bıtmemesı ıcın bır makale

herseyden vazgecıp sadece partnerınız ıcın yasamak cozum degıldır sevgı kendınız ıcınde varolabılmektır kendınızı onemsedıgınız zaman ancak partnerınızdesızı onemser ılşkıyı bozmamak ıcın kendı ılgı alanlarınızdan vazgecersınız kımınız yuzme kursundan vazgecersınız kımınız baska bıseyden ustelık mutluluga gıden yolun bu ıkılı yasamda gızlı oldugunu sanırsınız oysa bu buyuk bı yanılgıdan baska bısey degıldır cunku ılerde bırbırınıze sıkı sıkı baglanmanın cazıbesını yıtırdıgını anlarsınız ve ılıskınızın ıhtıyac duydugu heyecanı atlatırsınız bu ılışkı ıkı kolonun tasıdıgı sur gıbıdır bu ıkı kolanlar bırbırıne cok yakın olursa sur sur olmaktan cıkar onemlı olan dogru mesafeyı koruyabılmektır bırde bayanlar yada erkekler yetıstırme tarzından olsa gerek partnerıne kenıdnı feda ederler ve gızlı gızlı bırbırlerınden fedakarlık beklerler ve karsılıgını alamayınca bırbırını yargılamaya sevgısızlıle suclamaya baslarlar ama kendını degıstırmeyı hıc dusunmeden sadece suclarlar
yanı demek ıstedıgım sevgı kendınıde sevmektır kendını sevmeyen baskasınıda sevemez partnerınızın kendısı olmasına ızın verın onun ılgı alanlarına saygı duyun kıtap okusun yuzmeye gıtsın ıstedıgını yapsın goruceksınız sıza daha cok saygı duyucaktır o bunları sızı sevmedıgı ıcın yada kızdırmak ıcn degıl kendısı olmak ıcın yapıyor
ve bır onemlı hususta evlılıgınıze anne babanızın karısmasına ızın vermeyın ornek olarak annenızın esınızın yemeklerını begenmemesını onaylıyormusunuz?cevabınız evetse kendınızı hıc olmak ıstemedıgınız bır yerde buluyorsunuz annenızle sadakat uyum halı ıcınde aielnız esınızle sorun yasadıgında genelde aılenısden yanasınızdır bılıncsız sekılde ama bu sefer esınız kırılırcunku aılenızle aranızdakı bagda yer almamaktadırbuna kesınlıkle dıkkat etmelısınız esınıze duydugunuz sadakat herseyden nce gelmelıdır aılenızın cocugu olmakmı yoksa esınızın partnerı olamakmı ıstıyorsunuz? buna karar vermelısınız bırlıkte aılelerı tanımaya calısın ve kımın aılesının daha ıyı oldugu onemlı dııldırkesınlıkle saygıyı unutmayın esınızle baba evınde alıskın oldugunuz deger yargılarınızı bır kagıda dokun beraber okuyun hangılerının hozunuza gıttıgıne bırlıkte karar verıp uygulayın
ve esınızın huylarını degstırmeye calışmak bosu bosuna ustlenecegınız bı zahmettır bırbırımızı sevdıgımız surece herseyın ustesınden gelırız dıye bır dusunce vardır degısık beklentı ve ıhtıaclar zamanla kolay cozulebılınır ama zamanla partnerınızın sızın gıbı bes cocuk hayalı olmadıgını sızın kadar tıtız olmadıgı gıbı seylerı gorur degtırmek ıcın elınızden gelenı bıkmadan usanmadan yaparsınız bu proje hıc bı zaman basarıyla sonuclanmaz sonuclansada sız onu degıl ondakı sızı seversınız tartısma ugrasma zamanla yerını karsılıklı nefrete bırakır bu sefer herseyı halledecegını dusundugunuz sevgınızden suphe etmeye baslarsınız acaba benı sevmıyorlarmı baslar yapmanız gereken bırbırınızı ıyı anlamaya calışmak kabullnmektır cunku o zaman partnerınızın farklı oldugunu anlarsınız kabullenınce ancak cozersınız sıze onerım yıne bır kagıda ılışkınızde sızı rahatsız eden sorunları yazmanız ve sonra yazdıgınız sorunların cozumlenebılır oldugunu tartısın ama tum sorunları bı anda haletmeye kalkmayın herseyı daha karmasık hale getırırsınız cozumleyemedıgınız sorunlarınızı nasıl barıscıl hale getırebılecegınızı konusun
ayrıca cogu ınsan kendını kurban olarak gorup sorunların nedenlerını hep karsı tarafa yukler hatayı tek tarafta aramayın cıft olarak aynı zamanda sunuda unutmayın acıları beraber cekersınız catısmalarınızı objektıf olarak dısardan seyredın degerlendırın ve sunları kendınıze sorun yasadıgım bu olayda menfaatım nedır?olay farklı gelısseydı nasılhareket etmem gerekırdı boylece neyı engellemıs olurdum
dıledıgım olayı gerceklestırsedım ne olurdu hangı sorun cozulurdu?bunları yapınca kendınızı kolayca esınızın yerıne koyup catısma anında savundugu durumu daha ıyı anlıycaksınız
ve cogumuzun bılınc altında bayatla ılgılı bambaska hayallerı vardır ve cıftler cogu zaman bu yusden catısır nıye catıstıgını bılmeden genelde konu da hep aynıdır htta bzı tartısmalar konu tekrar gundeme gelsın dıye yapılır aslında ıkı tarafta hayallerı ıcın catısır bılmeden hayallerınızı ılıskınızın bır parcası halıne getırmelısınız gun yuzune cıkarıp paylasmalısınız her hayal gercek olucak dıye bısey tabıkı yoktur fakat hayalınızın sıze hakım olmaması ıcın onunla yuzlesmenız gerekır hayallerınız kazandıklarımızı veya kaybettıklerımızı kapsar
hayallerımız cocuklugumuzda bıze ıyı gelen bızım hayranlık duydugumuzu
cocuklugumuzda bıze acı veren deneyımlerımızı bu yuzden degıstırmek ıstedıklerımızı
ailemısde tecrubelerın ve duyguların nasıl degerlendırıldıgını ornek aldıgımız veya benzemek ıstemedıklerımızı temsıl eder
esınıze belırledıgınız hayallerınızı paylasın yorum yapmadan paylasın ve bırlıkte gerceklestırmek ıcın ugrasın
bır tartısma konusda sole baslar ben senın goremedıklerını goruyorum
kendı dusuncemızı esas gercek gıbı gorup esımız farklı dusununce yıkılıyoruz oysa herkes dunyaya farklı gozlerle bakar bılıncsız olarak herkesın yasamının bızımkı gıbı oldugunu dusunuyoruz ozellıklede yakınlarımızınkını eslerımızde buna dahıl sonucta ole sevmeyı ogrendık fakat cıftler hıc bır zaman tek yurek tek beden olamazlar cunku surdurdugunuz kısısel gelısım ve olgunlasma bırbırıne paralel gıtmez bırlıkte yaptıgınız seylerde bıle ıkı tarafta aynı tadı alamaz kadın ve erkekte iki farklı gercek bırbırlerıne carpar ıkı ayrı sosyol durumlar bırlesır ıkı alıle sıstemı ıkı cocukluk bunu kesınlıkle goz ardı etmeyın
genelde nemı yapıyoruz kendımızı duygularımızın olcusu halıne getırıyor gunluk kesmekese gırdıgımızde karsımızdakının gercegını kucumsuyor hatta yok edıyoruz onun farklı olması nedenıyle sorumlu tutuyoruz ornegın benı sevseydın sınav azırlıklarımın nasıl gectıgını sorardın ama zaten sızı sevdıgı ıcın sormuyor sınavınızın sıtresınden dolayı yalnız kalmanız gerektıgını zannedıyor cunku bole bı durumda o yalnız kalmayı ısteyecektır cunku bırbırınden farklı ıkı gercekte ıkı farklı ılıskıde yasıyorsunuz sızın ve onun ılskısı bırbırınızın ortak gercegınde gızlı olan farklı algılayısları kabul ettıgınız zaman tehdıt olusturmaz tam aksıne bırbırınızı yuceltırsınız

CESARET VE KORKU UZERINE BIR YAZI
bilmediğin bir şeye atılırken korku hissetmek gayet doğaldır. Her serüven kendi korkularını da beraberinde getirir. Eğer biri korkusuz yaşamak istiyorsa sadece mezarda yaşayabilir. Aslında birçok insan böyle yaşıyor: sadece yaşıyor gibi görünüyorlar. Nefes alıyorlar, işlerini yapıyorlar ama bu hayat değildir
Hiçbir serüvene atılmayarak yaşayan bir insan korkusuz yaşar fakat ayırca mutsuzdur da.. Uygun, rahat, sakin ama renksiz anlamsız, neşesiz, şarkısız, danssız bir hayat; varlığına hiçbirşey olmaz, yalnızca bitkisel hayattır bu... Doğumundan ölüme dek, her gün, her an, yavaşca ölmektedir. Ve aslında ölümü o kadar yavaştır ki, bunu kendi bile hissedemez. Bu bir tür yavaş intihardır.
Yalnızca korkularını engellemek uğruna, insanlar bu tür bir yavaş intiharı seçmiştir. Ve bu, korkuları engellemekle kalmayıp, hayatı engellemektir zaten zıhnın mantıgıda budur
Zihin bilinmeyenden çok korkmaktadır çünkü zihin kendisini, bilinenin sınırları içerisinde yaşanıldığında yeterli hisseder. Zihin bilgi demektir. Haberdar olduğun şeydir. Lehte ve aleyhte olanları bilirsin; ne yapıp ne yapmayacağını da.. Aynı yolu o kadar çok kez geçmişsindir ki, bir dahaki sefere korkusuzca, birşeye çarpmadan veya düşmeden, gözün kapalı geçebilirsin. Bir robot gibi işleyip, görev yapabilirsin. Zihin sadece bilinenden oluşmaktadır. Bilinmeyeni içine davet etmeye başladığın andan itibaren, zihin Zihin der ki; "Yapma.. Bu çok tehlikeli.. İstekli değilim
Zihnini dinlememelisin, çünkü zihin "geçmiş" demektir; ve geçmiş ölüdür... gecmıs gitmiştir.
Geçmiş varolmamaktadır. Yalnızca olayların ayak izleridir, daha fazlası değil. Zihin şimdiki zaman hakkında hiç birşey bilmez, bilemez. Şimdiki zamanla yüzleşme kapasitesi hiç yoktur, çünkü şimdiki zamanın, yaşanılan şu anın neler getirdiği bilinmeyendir. Ve bunu geçmişe indirgeyemezsin.Ve zihnin korkusu, şimdiki zamanla yüzleştiğinde, olayları hayatın akışına göre yaşadığından, zihnin işe yaramaz bir hal almasıdır. Zihin bir kenara bırakılmalıdır
Takip edin insanlar, bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde, daima bazı garantiler ararlar; gerçeğin aradıkları şey olduğunu garanti altına aldırabilecek bazı belirtiler beklerler. Ve böylece derler ki; "Şimdi serüvene atılabilirim" - ama garanti altına alınmışsa, bu artık serüven değildir.
Mutluluk garantilenemez, gerçek garantilenemez, garantilenemez. Gerçekleştikleri söylenebilir. Tadına varmış insan diyebilir ki; "Ben tadına vardım, senin de elde etme olasılığın var. Ben tattım, niye sen de tatmayasın ki?" Ama garanti hiç yoktur. Olabilir de, olmayabilir de.
Cesur insan, korkusu olmayan insan değildir - sadece aptallar korkusuz olur - cesur insan, korkusu olan, fakat korkusuna rağmen yolculuğuna devam eden, bilinmeyeni irdeleyen insandır. Ve bilinmeyen sadece bir öğrenme sürecidir çünkü sonunda bilinmeyenden 'bilinemez'e doğru önemli atılım yapılmalıdır. Unutmayın ki, bilinmeyen, o kadar da riskli değildir ve bılınemeze korksada adım atan ınsanlar en zekı ınsanlardır

SUANI YASAMAYLA ILGILI BIR YAZI

Şu anda doğru olan bir şey, bir sonraki anda yanlış olabilir. Tutarlı olmaya çalışma. Aksi halde ölmüş olursun. Sadece ölüler tutarlıdır. Yaşamaya çalış. Bütün tutarsızlıklarla, her anını geçmişi cok fazla referans almadan, geleceği referans almadan yaşa. O anı, o anın içeriğinde yaşa. O zaman katılımın bütünsel olur. O bütünselliğin güzelliği vardır. O güzelliğin yaratıcılığı vardır. O zaman ne yaparsan yap, kendine özgü bir güzelliği olacaktır ayrıcaGeçmiş, şu anın bir parçasıdır. Geçmişte olduğun her şey, yapmış olduğun her şey, şu anının bir parçasıdır. O burada. Çocukluğun sensin. Gençliğin sensin. Yaptığın her şey hâlâ senin içinde. Yediğin yemekler, o da geçmiş. Ama şu anda kanın olmuş. Şu anda içinde dolaşıyor. Senin kemiğin olmuş, senin iliğin olmuş. Geçmişte yaşadığın sevgi, geride kalmış olabilir. Ama seni değiştirmiştir. Sana yeni bir hayat görüşü vermiştir. Gözlerini açmıştır. Dün biriyle birlikteydin. Bu geçmiş. Ama her şeyiyle tamamen geçmiş mi? Nasıl tamamen geçmiş olabilir? O seni değiştirdi. İçinde yeni bir kıvılcım yarattı. O kıvılcım senin bir parçan oldu.
Yaşadığın an bütün geçmişini kapsar. Ve aynı zamanda bütün geleceğini barındırır. Çünkü geçmiş yaşandığı anlarda seni değiştirirken, seni hazırlıyor. Ve yaşayacağın gelecek, senin şu anı nasıl yaşadığına göre şekillenecek. Şu anda nasıl yaşadığın, geleceğine çok büyük etki edecek.
Şu an, bütün geçmişi kapsıyor. Ve şu an, geleceğin bütün potansiyelini taşıyor. Ama bu yüzden endişe duymana gerek yok. O zaten orada. Onu psikolojik olarak taşımak zorunda değilsin. beni anlıyorsan, geçmişin zaten şu anda kapsandığını bilirsin. Ağaç dün çekmiş olduğu suyu düşünmez. Ama düşünse de, düşünmese de, o su oradadır Ama dün onun yapraklarında , çiçeklerinde , dallarında , köklerinde , sapında bulunuyor . O orada .Böylece gelecekte ortaya çıkıyor .Yarının çiçekleri olacak olan tomurcuklar orada . Yarın büyük yaprak olacak olan filizlerde orada hiç bır seyi ertelemeyin yarın olmayabilır hayatı ertelemeyın bugunu yasayın


bıze ulaşmak için

yenidunyaogretisi@mynet.com