|
GEN MÜHENDİSLİGİ: bilim insanlarının doğadaki varlıkların genleriyle oynayarak doğada olmayan bitkiler, hayvanlar ve mikro-organizmalar üretmesine izin veriyor
Genleriyle oynanmış (GO) bu organizmalar, doğal organizmalarla temasa geçerek üreyebiliyor ve çoğalabiliyor, ve bu suretle, yeni ortamlara ve gelecek kuşaklara, önceden tahmin edilemeyecek ve kontrol edilmesi olanaksız bir biçimde hızla yayılıyorlar.
Bu genleriyle oynanmış organizmaların üretim ve dolaşımının serbest bırakılması, 'genetik kirlilik' anlamına gelir ve bu çok büyük bir tehdit oluşturur. Bu organizmalar bir kez çevreye bırakıldığında, bunların bırakıldıkları çevrelerden tekrar geri toplanmaları olanaksız.
Sırf ticari çıkarlar yüzünden, kamuoyu, besin zincirinin içindeki genleriyle oynanmış maddeler hakkında bilgilendirilme hakkından mahrum bırakılıyor ve de dolayısıyla, sözkonusu yiyeceklere karşı önlem alıp, bunlardan sakınma hakkını yitiriyor.
Moleküler biyoloji alanındaki bilimsel ilerlemeler, bir yandan doğayı kavramamızı hızla genişletme ve yeni tıbbi araçlar sağlama doğrultusunda büyük bir potansiyele sahipken, diğer yandan, sözkonusu ilerleme, doğal çevremizin dev bir genetik deneyine çevrilmesini haklı çıkarmak için kullanılmamalıdır.
Yaşamın sürdürülebilmesi için dünyamızın en önemli anahtarlarından biri olması açısından biyolojik farklılığa saygı duyulması gerekiyor.
GO organizmalar, insan sağlığına ve doğaya etkileri konusunda elimizde yeterli bilgi olmaması nedeniyle, doğal çevrelerde serbest bırakılmamalıdır.
Bizler, GO ürünlerin etiketlenmesi ve doğal ürünlerden ayrı tutulması gibi acil ara önlemlerin alınmasını savunuyoruz.
Bizler, genler üzerinde patentlendirilme yapılmasına karşı olduğumuz kadar, hayvanlar, bitkiler ve insanlar üzerindeki patentlendirmeye de karşıyız. Yaşam ticari bir mal değildir. Yaşam biçimlerini ve dünyamızın yiyecek kaynaklarını kendi doğal yollarından çıkararak ekonomik modellerimize uymaya zorlarsak, bunun getireceği büyük tehlikeyi de gözönüne almamız gerekecek
ENERJİ:Türkiye, 2000 yılında terk ettiği nükleer santral planlarına Enerji Bakanı Dr. Hilmi Güler'in açıklamalarıyla tekrar geri dönmüşe benziyor. Bu, kelimenin tam anlamıyla bir geri dönüş. 2020 yılı enerji planları, yüzde 100 hazine garantili yabancı kredi ile satın alınacak 10 adet anahtar-teslim nükleer reaktör ve fosil yakıtlar (linyit, ithal kömür, petrol ve doğalgaz) ile çalışan düzinelerce termik santrali içeriyordu. Yeni planlarda(!) ise 2020 yılına kadar 2 ya da 3 santral hedefleniyor. Türkiye'nin halen enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynakları ile ilgili bir resmi planı, hedefi ve takvimi bulunmuyor.
turkıye ve dunya, enerji gereksinimini karşılamak üzere, kirletici ve tehlikeli projeler yerine, enerji verimliliği ve yerli, bol ve çeşitli yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmaya başlayarak, daha temiz, daha güvenli, ve daha ucuz seçenekler geliştirebilir.
Türkiye, sahip olduğu büyük miktarda güneş, rüzgar, su, jeotermal ve biyokütle kaynaklarına dayalı çözümler aracılığıyla, iklimi değiştiren pahalı ve ithal fosil yakıtlara bağımlılığını azaltabilir; enerji güvenliğini arttırabilir.
Enerji Bakanlığı'nın 21. yüzyıl için yaptığı planlar, gittikçe daha fazla sayıda kirletici santrali devreye sokmaktan ibarettir. Bu ise Türkiye'nin dış borcuna milyarca doların eklenmesine yol açacak; ülkemizi endüstrileşmiş ülkelerin kirletici teknolojilerinin çöplüğü haline getirecektir.
Türkiye, küresel ısınma yaratan seragazı salınımını azaltmayı hedefleyen 1992 İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ni imzaladı. Ancak sırada Kyoto Protokolü var. Bu anlaşma, imzalanarak TBMM'de onanmalı. Dahası, Türkiye, zengin bir potansiyele sahip olduğu rüzgar, güneş, jeotermal gibi yenilenebilir enerji kaynakları yatırımlarını özendirecek yasal düzenlemeleri acilen yaparak uygulamaya sokmalıdır
(PVC), birçok seçeneğinin olması, üretim ve kullanım sürecinin toksik kirlilik yaratmasına rağmen, en yaygın kullanılan plastiktir. Ancak büyük firmalar, ürünlerinde PVC kullanımı konusunda sınırlı da olsa olumlu adımlar atmaya başlasalarda sorun burada bitmiyor. Dünya endüstrileştikçe, insanlar tarafından üretilen atık miktarı artıyor. Bu atıkların yönetimi de miktar arttıkça güçleşiyor. Buna bulunan atık yakma gibi çözümler ise, aslında çözüm olmaktan çok, sorunun bir parçası.
Bu nedenle, bu eğilimi durdurmak için kökten siyasi ve endüstriyel sınırlamalar gerekiyor. 'plastik atıkların atığın hem azaltılmasını, hem de varolan miktarın geri donusumlu olarak kullanılması gerekıyor
|