yenidunyaogretisi.sitemynet.com

Anasayfam
ibret hikayeleri
makaleler
ögretimiz
sorularınız
TEPKİLERİMİZ
ziyaretcı defteri
oyun

TEPKİLERİMİZ


GEN MÜHENDİSLİGİ: bilim insanlarının doğadaki varlıkların genleriyle oynayarak doğada olmayan bitkiler, hayvanlar ve mikro-organizmalar üretmesine izin veriyor
Genleriyle oynanmış (GO) bu organizmalar, doğal organizmalarla temasa geçerek üreyebiliyor ve çoğalabiliyor, ve bu suretle, yeni ortamlara ve gelecek kuşaklara, önceden tahmin edilemeyecek ve kontrol edilmesi olanaksız bir biçimde hızla yayılıyorlar.
Bu genleriyle oynanmış organizmaların üretim ve dolaşımının serbest bırakılması, 'genetik kirlilik' anlamına gelir ve bu çok büyük bir tehdit oluşturur. Bu organizmalar bir kez çevreye bırakıldığında, bunların bırakıldıkları çevrelerden tekrar geri toplanmaları olanaksız.
Sırf ticari çıkarlar yüzünden, kamuoyu, besin zincirinin içindeki genleriyle oynanmış maddeler hakkında bilgilendirilme hakkından mahrum bırakılıyor ve de dolayısıyla, sözkonusu yiyeceklere karşı önlem alıp, bunlardan sakınma hakkını yitiriyor.
Moleküler biyoloji alanındaki bilimsel ilerlemeler, bir yandan doğayı kavramamızı hızla genişletme ve yeni tıbbi araçlar sağlama doğrultusunda büyük bir potansiyele sahipken, diğer yandan, sözkonusu ilerleme, doğal çevremizin dev bir genetik deneyine çevrilmesini haklı çıkarmak için kullanılmamalıdır.
Yaşamın sürdürülebilmesi için dünyamızın en önemli anahtarlarından biri olması açısından biyolojik farklılığa saygı duyulması gerekiyor.
GO organizmalar, insan sağlığına ve doğaya etkileri konusunda elimizde yeterli bilgi olmaması nedeniyle, doğal çevrelerde serbest bırakılmamalıdır.
Bizler, GO ürünlerin etiketlenmesi ve doğal ürünlerden ayrı tutulması gibi acil ara önlemlerin alınmasını savunuyoruz.
Bizler, genler üzerinde patentlendirilme yapılmasına karşı olduğumuz kadar, hayvanlar, bitkiler ve insanlar üzerindeki patentlendirmeye de karşıyız. Yaşam ticari bir mal değildir. Yaşam biçimlerini ve dünyamızın yiyecek kaynaklarını kendi doğal yollarından çıkararak ekonomik modellerimize uymaya zorlarsak, bunun getireceği büyük tehlikeyi de gözönüne almamız gerekecek

ENERJİ:Türkiye, 2000 yılında terk ettiği nükleer santral planlarına Enerji Bakanı Dr. Hilmi Güler'in açıklamalarıyla tekrar geri dönmüşe benziyor. Bu, kelimenin tam anlamıyla bir geri dönüş. 2020 yılı enerji planları, yüzde 100 hazine garantili yabancı kredi ile satın alınacak 10 adet anahtar-teslim nükleer reaktör ve fosil yakıtlar (linyit, ithal kömür, petrol ve doğalgaz) ile çalışan düzinelerce termik santrali içeriyordu. Yeni planlarda(!) ise 2020 yılına kadar 2 ya da 3 santral hedefleniyor. Türkiye'nin halen enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynakları ile ilgili bir resmi planı, hedefi ve takvimi bulunmuyor.

turkıye ve dunya, enerji gereksinimini karşılamak üzere, kirletici ve tehlikeli projeler yerine, enerji verimliliği ve yerli, bol ve çeşitli yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmaya başlayarak, daha temiz, daha güvenli, ve daha ucuz seçenekler geliştirebilir.
Türkiye, sahip olduğu büyük miktarda güneş, rüzgar, su, jeotermal ve biyokütle kaynaklarına dayalı çözümler aracılığıyla, iklimi değiştiren pahalı ve ithal fosil yakıtlara bağımlılığını azaltabilir; enerji güvenliğini arttırabilir.
Enerji Bakanlığı'nın 21. yüzyıl için yaptığı planlar, gittikçe daha fazla sayıda kirletici santrali devreye sokmaktan ibarettir. Bu ise Türkiye'nin dış borcuna milyarca doların eklenmesine yol açacak; ülkemizi endüstrileşmiş ülkelerin kirletici teknolojilerinin çöplüğü haline getirecektir.
Türkiye, küresel ısınma yaratan seragazı salınımını azaltmayı hedefleyen 1992 İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ni imzaladı. Ancak sırada Kyoto Protokolü var. Bu anlaşma, imzalanarak TBMM'de onanmalı. Dahası, Türkiye, zengin bir potansiyele sahip olduğu rüzgar, güneş, jeotermal gibi yenilenebilir enerji kaynakları yatırımlarını özendirecek yasal düzenlemeleri acilen yaparak uygulamaya sokmalıdır

(PVC), birçok seçeneğinin olması, üretim ve kullanım sürecinin toksik kirlilik yaratmasına rağmen, en yaygın kullanılan plastiktir. Ancak büyük firmalar, ürünlerinde PVC kullanımı konusunda sınırlı da olsa olumlu adımlar atmaya başlasalarda sorun burada bitmiyor. Dünya endüstrileştikçe, insanlar tarafından üretilen atık miktarı artıyor. Bu atıkların yönetimi de miktar arttıkça güçleşiyor. Buna bulunan atık yakma gibi çözümler ise, aslında çözüm olmaktan çok, sorunun bir parçası.
Bu nedenle, bu eğilimi durdurmak için kökten siyasi ve endüstriyel sınırlamalar gerekiyor. 'plastik atıkların atığın hem azaltılmasını, hem de varolan miktarın geri donusumlu olarak kullanılması gerekıyor

NÜKLELER SİLAHLAR:Soğuk savaş bitmiş olsa da nükleer silahlar hala sahnede, bugün dünyada 30 binin üzerinde nükleer bomba var. Bunların içinden 5 binden fazlası istendiği anda kullanıma hazır bekliyor.

Dünyanın çevresinde, savaş gemilerinde ve denizaltılarda hala dolaşan 400’ün üzerinde reaktör bulunuyor.Bunların çoğu ya denizin dibinde yada Rusya’da ücra bir limanda bakımsızlık içinde çürümeye terk edilmiş. Rus Kursk denizaltısının mürettebatı ile beraber battığı kaza gibi felaketler her an her yerde tekrarlanabilir ve onlarca insanın yaşamına son verebilir.

Nükleer silahların test edildiği bölgeler bugün hala kirlilik ve zehirli atıkların etkilerine maruz kalıyor. Bu bölgelerde ve buralara yakın yaşayan insanlar yıllardır yüksek oranlarda kanser, ölü doğum, düşük ve diğer bir çok sağlık problemi ile karşı karşıya. Birçoğu doğduğu ve yaşadığı toprakları aşırı kirlilik ve yoğun zehirlenme nedeni ile terk etmek zorunda kaldı.

Nükleer tehlike son 20 yılda tam anlamı ile “ufaldı”. Bugün el çantası büyüklüğünde son teknoloji ürünü bombalar Hiroşima yıkımına eşit bir güce sahip olabiliyor. “Daha kullanışlı”, “daha sağlam” bombalar geliştirmekten bahsediliyor ve bu silahlar için çalışmalar sürüyor. Bu veriler günümüzde nükleer silah kullanılması olasılığı, Soğuk Savaş yıllarında olduğundan çok daha yüksek olduğunu göstermektedir.

Nükleer Bombaları kontrol etmek ve azaltmak amacıyla imzalanmış olan NPT rejimi , yeterli olmamaktadır. NPT taraf olan ülkelerin, nükleer silahların artışına engel olmaları ve azaltmalarını amaçlamaktadır.

Her geçen gün daha fazla ülke nükleer silah geliştirme programları başlatıyor veya mevcut çalışmalarını hızlandırıyor. Geri kalan ülkeler de bu teknolojiye sahip olabilmek için bilimsel çalışmalar yürütmeye devam ediyor. Kısaca nükleer felakete doğru yol almaktayız.

Kuzey Kore’nin olası bir ABD saldırısını “caydıracak kadar” nükleer güce sahip olduğunu açıklaması ile nükleer silah sahibi ülke sayısı 8’e çıkmış oldu. Bunun değişebilmesi için tüm devletlerin dürüstçe ve tüm iyi niyetleri ile nükleer cinini lambasına geri koyup, ağzını sonsuza kadar mühürlemeleri gerekiyor. Nükleer silah üretimi için gerekli tüm malzemelerin üretimi ve kullanımı kesinlikle durdurulmalı.

Nükleer tehdidi durdurabilecek tek süper güç de Dünya kamoyudur

SAVAŞA SILAHLANMAYA HAYIR:Herhangi bir gün, dünyanın şurasında ya da burasında, ama çoğunlukla yoksul ülkelerde 20'den fazla silahlı çatışma patlak vermektedir.
Çıkan çatışmalarda ölen ya da yaralanan insanların yüzde 80-90 kadarı, çoğunlukla çocuklar ve anneler olmak üzere sivillerdir.
Dünyada 20 milyon çocuk savaş nedeniyle mülteci durumdadır.
Geçtiğimiz 10 yıl içinde savaşlar yüzünden 2 milyon çocuk katledilmiş, 6 milyon çocuk yaralanmış ya da ciddi biçimde sakat kalmış, 12 milyon çocuk da evinden barkından olmuştur.
Savaş uçaklarına giden paralar çocukları temiz sudan, yeterli sanitasyondan, aşılardan, kitaplardan ve düzgün yollardan yoksun bırakmaktadır.
Bir çok ülkenin dış borç ödemeleri olarak harcadıkları para temel sosyal hizmetler için harcanandan daha fazladır.
3 yaşından küçük çocuklar söz konusu olduğunda travma yalnızca duygusal yaralar açmakla kalmamakta, aynı zamanda beyin kimyasında kalıcı değişiklikler de yaratabilmektedir.
İstikrarlı ve varlıklı toplumlarda ana-babalar küçük çocukların beyinsel gelişimini uyarma amacıyla Mozart mı yoksa Brahms mı dinletilmesi gerektiğini tartışırlarken, çatışma bölgelerindekiler patlamalar ve silah seslerinden sarsılan çocuklarını korumaya çalışmaktadırlar.
1998 yılında, daha önce eşi görülmemiş bir küresel zenginlik ortamında, yarım milyara aşkın bölümü çocuk olmak üzere 1.2 milyar insan günde 1 dolardan az gelirle yoksulluk içinde yaşamaktadır.
Bir sistem düşünün ki, dünyada milyonlarca çocuk en sefil koşullarda açlıktan kırılırken gerçekleştirebildiği en mucizevi iş, bir yolunu bulup dünyanın bütün zenginliklerinin beşte dördünü dünya nüfusunun beşte birinin elinde toplamak olsun.
Her yıl 80 milyar dolarlık bir ek yatırım yapılması (ki bu küresel gelirin yüzde 0.20'sinden az bir kaynaktır) durumunda yeni doğan her bebeğin yaşama sağlıklı bir başlangıç yapabilmesi mümkün olacaktır.
Savaş masraflı bir iştir.
Savaş, yalnızca hazine kaynaklarından değil, insanların ruhundan, en savunmasız durumdaki yurttaşlardan, yani çocuklardan da çalarak bir ulusu yoksullaştırır.
Örgütlü şiddetin yol açtığı fiziksel ve duygusal yaralara ek olarak kıt kaynakları da kurutur


yenidunyaogretisi@mynet.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın